Salgın günlerinde hepimizin koruma en güçlü tedavidir söyleminden (tarih boyunca söylenen yediğiniz ilacınız olsun) başlayarak bilim dünyasında uzlaşılmış başlıkları sıralayalım:
Her ülkenin bilim insanları viral enfeksiyonlarda (yaşadığımız Covid-19 salgını başta olmak üzere) uykuya vurgu yapmaktadır. Günlük uykunun yaşa bağlı özelliğini değiştirerek günde 7-8 saat uykunun altında kalan uyku düzenlerinin COVID-19’a yakalanma riskini arttıracağı öngörülmektedir. Orta ve ileri yaş düzeyinde bu saatleri uyku ile geçirmek ciddi çaba gerektirmektedir. Günlük yaşamda uykuya ek olarak günlük fiziksel egzersizler, stressiz ve aksiyetesiz yaşam ve düzenli-dengeli beslenme olmazsa olmazlarımız arasında olmalıdır.
Dünyada doğal uykuyu arttıracak medikal ürün maalesef yoktur. En yakını uyku başlangıcını kolaylaştıran melatonin dışında bilimsel etkinliği kanıtlanmış ürün bulunmamaktadır. Bitkisel ya da sentetik olarak bulunan ve uyku süresini arttırdığı iddia edilen ürünlerin çoğunda sabah yorgunluğu özellikle şikayet konusudur.
Uykunun önemi öğrenmenin güçlendirilmesi ile başlamaktadır. Öğrenme her anlamdadır yani her türlü motor aktivite modelinin belleğe yerleşmesi uykuda gerçekleşir ve güçlendirilir (sporcuların antrenmandan kısa süre sonra uyuması, antrenmanda çalıştığı motor yeteneklerinin daha kısa sürede ve başarılı bir şekilde beyne kaydını gerçekleştirir). Antrenman sonrasında uyuma alışkanlığı olanların başarısı her zaman daha yüksektir.
Günlük yaşam içinde DNA’larımızda farklı bozulmalar görülmektedir. DNA bozulmalarının gün içerisinde onarılması mümkündür. Eğer onarım yapılacak alanlar artar ve yığılmalar gerçekleşirse, hücrelerin onarım kapasitelerini zorlar ve aşarsa, hasar türüne bağlı olarak vücudumuzda çok çeşitli değişimler meydana gelir. DNA’nın onarımı çoğunlukla uyku içinde yapılmaktadır.
DNA’nın onarımı ile ilgili genlerde de günlük düzeltmelerdeki yığılmaya bağlı olarak kapasite düşüklüğü gözlenir. Yaşlanma; DNA’nın onarım gücüne bağlıdır demek yanlış olmaz. Yani yaşlandıkça DNA onarım gücümüz düşer ya da düştüğü için yaşlanırız. Bu nedenle biyolojik yaşımız DNA onarım gücümüzle paraleldir.
Sağlığımızı tehdit eden hastalık ajanlarının bir özelliği de uyku bozukluğu yapmaları ve uyku süresini kısaltmalarıdır. Diğer bir ifadeyle hastalık ajanları birden fazla hedefi hasarlı hale getirmektedir.
Genelde uyku modellerimizi anneden almaktayız. Kişiye özel uyku modellerinden söz edilebilir ve yaşın ilerlemesiyle uyku süremiz de kısalır.
Doğal uyku süresini tamamlamak için polifenoller içerisinde antosiyaninlerin beyin perfüzyonunu yani beyne kan akışını arttırarak uyku süresini uzattığını araştırmalarımız içerisinde gördük.

.

 

Grafiklerde X ekseni EEG elektrotlarının kafadaki yerleşimlerini Y ekseni ise o elektrottan gelen frekansların gücünü göstermektedir. Görüldüğü gibi antosiyanin tüketmeye başlamadan önce düşük olarak görülen tüm frekans bantları, düzenli bir şekilde ekmek tükettikten 2 ay sonra yükselişe geçmiştir. “Önce” ibaresi antosiyanin tüketmeye başlamadan önceki, “Sonra” ibaresi ise düzenli olarak 2 ay boyunca antosiyanin tüketen bireylerin analiz sonuçlarını göstermektedir. Beynin tüm frekans bantlarında önemli bir artış söz konusudur. Özellikle Gama frekansının artması bilişsel fonksiyonların artmasını göstermektedir. Tüm frekans bantlarında görülen artış, beyin gücünün arttığını göstermektedir.