Bu genlerin keşfedilmesi, hastalığı yavaşlatmak için yeni terapilere doğru erken adım atılmasını sağlayacak. UCLA liderliğindeki bir araştırma ekibi, demansta meydana gelen nörodejenerasyonda yer alan genetik süreçleri tanımladı – bu, hastalığın seyrini yavaşlatacak veya durdurabilecek terapiler geliştirmeye giden yolda önemli bir adımdır.

Bulgular Nature Medicine dergisinde 3 Aralık 2018’de yayınlanmıştır. Araştırmacılar, demansın ana formlarında görülen, ilerleyici nöron kaybı için bir belirteç olan ve “tau” olarak adlandırılan  bir proteinin aşırı şekilde üretilmesine yol açan  mutasyonlara katılan iki ana gen grubunu keşfettiler. Araştırmacılar, insan beyninde aynı genetik süreci gösteren ek deneyler yapmasına rağmen, çalışma büyük ölçüde demansın fare modellerinde yapıldı. Bu bilgi ile donanan ekip, nöron kayıplarını veya nörodejenerasyonu değiştirebilecek deneysel ilaçların genetik etkilerinin geniş bir veri tabanını araştırdı ve tespit etti. İnsan hücre kültürlerinde, araştırmacılar bu moleküllerin kullanımının nörodejenerasyonu engellediğini gösterdi.

Çalışmanın kıdemli yazarı ve UCLA’da David Geffen Tıp Fakültesinde Gordon ve Virginia MacDonald İnsan Genetiği  Kürsüsü başkanı, nöroloji ve psikiyatri ve biyo-davranış bilimleri profesörü olan Dr. Daniel Geschwind, “Çalışmamız, türler arasında nörodejenerasyonun kaynağını belirlemek ve Alzheimer hastalığı ve diğer demans hastalıkları için potansiyel olarak etkili yeni ilaçların geliştirilmesi için önemli bir yol haritası sağlamak için bugüne kadar yayınlanan en kapsamlı yayınlanmış çalışmadır” dedi.  Amerika Birleşik Devletleri’nde 5 milyondan fazla insan Alzheimer veya alakalı demans hastası; ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre bu sayının 2060 yılına kadar neredeyse üç katına çıkması bekleniyor.

Nörodejenerasyonla ilişkili demansın seyrini değiştirebilecek bir tedavi bulunmamaktadır. Bilim adamları demans riskiyle ilişkili genleri tanımlasalar da, bu genlerin beyin hücrelerinin ölümüne önderlik eden olayların sinyal yolaklarına nasıl katkıda bulunduğunun çok az bilgisi bulunmaktadır. Araştırma ekibi bu bilmeceyi, binlerce genin ve ürettikleri hücre ve proteinlerin karmaşık etkileşimlerini hesaba katarak, genomu homojen olarak incelemek için güçlü genomik ve analitik araçları uygulayan “sistemler biyolojisi” olarak bilinen bir yaklaşımla çözmeye çalıştı. Araştırmacılar, erken başlangıçlı bunama biçimi olan frontotemporal demansta tau fazla üretilmesine neden olan bir mutasyonun genetik süreçlerini tanımlamak için sistem biyolojisini kullandılar. Benzer bir sürecin, Alzheimer hastalığında ve hem hareket hem de bilişi etkileyen, supranükleer felç olarak bilinen başka bir demans formunda da önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir.

Geschwind’in ekibi, demansın fare modelleri ile yapılan araştırmaların genellikle insanlara çevrilebilir sonuçlar üretememesinin bir nedeninin, çoğu fare çalışmasının tek bir “inbred” suşuna dayandığı hipotezini öne sürdü. Araştırmacılar bulgularının daha geniş etkilere sahip olma ihtimalini arttırmak için, genetik olarak üç farklı fare suşunda frontotemporal demansın neden olduğu mutasyonu incelediler. Ekip, dejeneratif bir beynin farklı bölümlerinde ve farklı zaman noktalarında meydana gelen genetik aktiviteye baktı. Çalışmada, her iki fare modelinde ve beynin duyarlı bölgelerinde iki gen kümesinin nörodejenerasyonla ilişkili olduğu bulundu. “İnsanların bu hedeflere karşı etkin olarak kullanabilecekleri ilaçları geliştirmek için yapılması gereken önemli miktarda çalışma var ama bu teşvik edici bir adım” diyen Geschwind, aynı zamanda Merkezin ortak direktörü olarak görev yapıyor.
Çalışmanın diğer yazarları Vivek Swarup (ilk yazar), Flora Hinz, Jessica Rexach ve UCLA’dan Arjun Sarkar’dır; Japonya’da Takeda Pharmaceutical Co. Ltd’den Ken-ichi Noguchi, Hiroyoshi Toyoshiba, Akira Oda, Keisuke Hirai ve Shinichi Kondou; Nicholas Seyfried, Emory Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden James Lah ve Allan Levey; Harvard Tıp Fakültesi’nden Chialin Cheng ve Stephen Haggarty; ve Murray Grossman, Vivianna Van Deerlin ve Pennsylvania Üniversitesi’nde Perelman Tıp Fakültesi’nden John Trojanowski.  Araştırma için finansman, Takeda Pharmaceuticals, Rainwater Charitable Foundation, Ulusal Sağlık Hibe Enstitüleri ve Larry L. Hillblom Vakfı bursu hibelerinden gelmiştir.                                                                                                                                                                                                                     Kaynak: Science Daily